|
start:
12
may 2006,
up-date: 12
may 2006
|
|
| Bugün
Türk musikisi konservatuvar ve derneklerinde ders kitabı ya da yardımcı
kitap olarak okutulmakta ya da yararlanılmakta olan birçok yayında Nîmsofyan[1]
ve Semâî usullerine basit, Sofyan ve onu izleyen
daha büyük zamanlı usullere ise bileşik usuller denilerek bu
“Bileşik” usuller “Basit” usullerin bileşimi gibi tanımlanmaktadır.
Dolayısıyle eğitimler esnasında da tekrarlanan ve bizce yanlışlığı apaçık
olan bu yaklaşıma değinmek istiyoruz. |
||
| Bu
yaklaşımı en belirgin biçimde benimsemiş olanlardan İsmail Hakkı Özkan[i] Nîmsofyan
usulünü birçokları gibi |
||
![]() |
||
| şeklinde tanımlamakta (Özkan, sayfa 568), beş sayfa sonra Sofyan usulü için “İki Nîmsofyanın birleşmesinden meydana gelmiştir” demektedir. Fakat, Sofyan usulü için çizdiği şema şöyledir: | ||
|
||
| Bu
iki yazılanın birbiriyle çeliştiği apaçıktır: |
||
| 1. Eğer Sofyan usulü iki Nîmsofyanın birleşmesinden meydana gelmişse | ||
![]() |
||
| şeklinde tanımlanması, yazılması ve vurulması gerekir. | ||
| 2. Yok eğer Şekil 2’deki Sofyan tanımı doğruysa, o zaman Nîmsofyan usulünün Şekil 1’deki gibi tanımlanması yanlıştır. Bu takdirde Nîmsofyan usulünün iki farklı şekli olması gerekir: Birincisi, yalnızca 1 tane yarım notadan ibaret şekli: | ||
![]() |
||
| İkincisi ise, 1 orta 1 zayıf şiddette iki vuruştan ibaret şekil: | ||
![]() |
||
| Hiç kuşkusuz, bu iki maddedeki kabullerin hiçbiri
doğru değildir: |
||
| 1. Şekil 3’teki gibi bir usulün var olabileceğini
iddia etmek saçmalıkların en büyüğü olur. Çünkü tümüyle aynı vuruşlar,
aynı ölçü içinde iki kez tekrarlanmaktadır. Hiçbir musiki eseri tek
ölçüden ibaret olamayacağına, dolayısıyle usul vuruşlarının her ölçü
içinde tekrarlanması zaten gerektiğine göre, böylesi bir vuruşlar dizisini
birleştirip buna ayrı bir ad
vermek anlamsızdır. |
||
| 2. Şekil 4’teki vuruşa ise, tek bir vuruştan
ibaret olduğu için, usul demek mümkün değildir. Nîmsofyanı en
andıran Şekil 5’teki tanım da Nîmsofyan usulünü göstermez. Çünkü
vuruşların adları farklıdır, aynı anlamda olmak üzere, kuvvetli zaman
yerine ise orta şiddette bir vuruş gelmiştir. |
||
| Son iki paragraftaki açıklamalardan tek sonuç
çıkar: Sofyan usulünün iki tane Nîmsofyandan oluştuğuna
ilişkin iddia yanlıştır! |
||
|
Peki,
Neden?
|
||
| Peki, yanlış olduğu bu denli açık olan ve bir çocuğun bile gözünden kaçması olanaksız bu tanım neden yıllardır bu biçimde anlatılagelmiştir? | ||
| Bizce
bunun biri “Basit” biri “Bileşik” iki nedeni var: |
||
| 1.
Sözü geçen cümleyle anlatılmak istenen, ‘4 zamanlı bir usul olan Sofyanın
2 tane 2 zamanlı usulün birleşmesinden meydana gelmiş bir usul gibi düşünülebileceği’dir. Bu düşüncenin yanlış, en azından gereksiz
olduğuna aşağıda değineceğiz. Fakat, doğru bile olsa, bunu anlatmak
için öylesine dolambaçlı bir yol seçilmiştir ki, insan ona takılmadan
edemiyor: Türkçede bir şeyin basitliğini ve kesinliğini ifade etmek
için bir deyiş haline gelmiş “İki iki daha dört eder” ya da “İki kere
iki dört eder” cümlelerinden biriyle ifade edilebilecek bir görüş, yani
söylenmesine gerek bile olmayacak kadar açık bir gerçek, bu sözde açıklama
sayesinde anlaşılmaz bir hale sokulmuştur. Nitekim, Şeref Çakar[ii] birtakım
usulleri anlatırken aynı terminolojiyi (daha temkinli olarak) kullanmakta,
örneğin Sofyan usulü için yalnızca “2+2 olarak 2 tane 2 birim
zamanlı usule ayrılabilir” demektedir (Çakar, sayfa 43). Daha temkinli
davrandığı yerler de vardır: Aksak usulünü anlatırken önce tıpkı
Özkan gibi (Özkan, sayfa 596; Çakar, sayfa 109) “Bir Sofyan ile
bir Türkaksağından meydana gelmiştir” demekte, ancak hemen aynı
tanımın devamında “(Bununla) birlikte bir bütün olarak düşünülmeli ve
vurulmalıdır” diye eklemektedir. Özkan ise böyle bir açıklamaya gerek
duymamaktadır. Onun izlediği mantık sürdürülürse, Sofyanın bölünüşü
malum(!) (İki Nîmsofyan), Türkaksağının bölünüşü ise “Bir
Nîmsofyan ve bir Semâî” (Özkan, sayfa 575) olduğuna göre,
Aksak usulü şu hale gelmektedir: İki Nîmsofyan, bir Sofyan
ve bir Semâî! Varılan bu sonuçta her şey
aksamaktadır. Tek bir istisna vardır: Bu bahsedilen, Aksak
usulü değildir! |
||
|
Bazı
tanımlara daha dikkatli bakıldığında, ya da sözü geçen kitaplardaki
görüşleri benimsemiş zamane hocalara soru olarak yöneltildiğinde şu
cevap alınmaktadır: Bu tanımlardaki Nîmsofyan, Semâî
vb ile kastedilen, o usullerin zaman sayıları anlamındadır. |
||
| Bu
sözü a) Türkçeye, b) Matematikçeye çevirelim: |
||
| a) “O tanımlarda Nîmsofyan gördüğünüz
yere ‘2’, Semâî gördüğünüz yere ‘3’ koyunuz.” |
||
| b)
“Nîmsofyan = 2, Semâî = 3’tür.” |
||
| Özellikle matematikçesi dikkate alındığında
sormazlar mı: 2 ve 3 gibi, bir çocuğun, hatta –bırakınız Türkçe bilmeyi–
bir Tanzanyalının bile anlayabileceği kadar evrensel iki sembol ile
ifade edilebilecek bir tanım, neden Arapça ya da Farsça kökenli birtakım
kelimelerle açıklansın? Kaldı ki, bir usulün kaç zamanlı olduğu, o usulü
belirleyen özelliklerden sadece biri değil midir? Örneğin, her 9 zamanlı
usul Aksak mıdır? Böyle söylenirse Mürekkepsemâîye, Aydına,
Raksaksağına, Çiftesofyana, Oynaka, Evferlere
haksızlık edilmiş olmaz mı? |
||
|
‘Bileşik’
Neden
|
||
| 2. “Bileşik”
neden daha derinlere, gerilere gitmektedir. Bileşiktir, çünkü kollektif
bir sorumluluğu yansıtmaktadır, hoca - talebe silsilesiyle bugünlere
kadar gelmiştir ve kimse hocasının söylediklerini kendi düşünce süzgecinden
geçirmediği, değişik görüşleri kulak arkası ettiği, hocasının dediğini
aynen aldığı için bu tür soruları soramamıştır. Şimdi ise birçok hoca
artık yoktur ve hayatta iken kendileriyle tartışılsa belki doğruyu daha
o tarihte yakalamak mümkün olabilecekken bugün hâlâ Türk musikisinin
henüz abecesini tartışmak zorunda kalmak durumuna düşülmüştür. |
||
| Olay muhtemelen şundan ibarettir: Nasıl makamlar
tanımlanırken birtakım tonal müzik kavramları dışarlarda bir yerlerden
alınıp modal kavramları açıklamakta kullanılmışsa, usuller konusunda
da, Batı müziğindeki ‘ikiz’ ve ‘üçüz’ terimleri de aynı şekilde alınmış,
fakat biraz yerli - biraz Doğu
koksun diye bunlara Nîmsofyan ve Semâî adı verilmiştir.
Oysaki bu ikiz / üçüzler bir anlamda Batının Düm - Tek’leridir; bizde
bunların âlâsı vardır; bizim bunlara ihtiyacımız yoktur ki! |
||
| Öte yandan, bileşiklik giderek katmerleneceğe
benzemektedir. Örneğin birtakım bileşik usullerin içinde yer alan “Te
– Ke, Te – Kâ” benzeri vuruş dizileri Nîmsofyanda da Semâîde
de vb. bulunmadığı, bunların ise mutlaka birtakım küçük usullerin içinde
bulunması “Allahın emri” olduğu için, yeni yeni keşifler yapılmaktadır.
Örneğin (birtakım büyük usullerin içinde bulunduğunu söyleyebilmek için
ön hazırlık olarak) Türkaksağı usulünün malum (2 + 2 + 1)’lik
biçimi ve Hacı Ârif Beyin kullandığı (2 + 3)’lük biçimine ek olarak
‘3., 4. ve 5. şekli’ adı altında üç yeni bölünme daha tanımlanmakta
ve şöyle denmektedir: |
||
| “...
bu usulün ... muhtelif şekilleri mevcut ise de bunlar bir eser içinde
ve daha bileşik usuller içersinde geçen 5 adet birim zamanlı usulün
muhtelif şekilleridir. Başlıbaşına böyle bir Türkaksağı kullanılmaz.”
(Çakar, sayfa 53. İfade bozukluklarına dokunulmamıştır.) |
||
| şte
size yüzyıllardır sorulan “Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan”
sorusunun cevabı! Tavuğun birini yumurtlatıyorsunuz, sonra o yumurtayı
ışığınkini aşan bir hızla hareket
ettirip uzay-zamanın öyle bir zaman koordinatına getiriyorsunuz ki o
anda jet yumurtamızın annesi henüz dünyaya gelmemiştir. Sonra bu taze
yumurtayı kuluçkaya yatırıp civciv çıkarıyorsunuz, büyütüyorsunuz; ne
sihirdir ne keramet, buyrun deminden beri bahsettiğimiz tavuk!.. Demek
ki neymiş? İşimize geldiğinde tavuk yumurtadan, işimize geldiğinde ise
aynı yumurta aynı tavuktan çıkarmış! |
||
| Başlıbaşına böylesi bir bölünmeyle bestelenmiş bir eser yok, eski kitaplarda böyle bir bölünmeden bahis yok; ama Türkaksağının böyle şekilleri var… Pes! | ||
| Eğer eserlerin içindeki tüm bölümlenmeler irdelenecekse,
tek özel durum Türkaksağındakiler (daha doğrusu, 5 zamanlı ölçülerdeki
değişik bölünmeler) değildir ki! Oraya gelene kadar, yapacak daha çok
iş vardır. Örneğin, baştan sona 9/8’lik (2 + 2 + 3 + 2) bölünmesiyle
bestelenmiş birçok eser[3] olduğu halde bu usule
ayrı bir ad bile verilmemiş, duruma göre bu eserlerin usulü olarak Evfer,
Aksak ya da 9/4’lük biçimi Ağıraksak vb. diye yazılmıştır. |
||
| Yok eğer matematiksel bir inceleme yapılmak isteniyorsa
orada durum daha da vahimdir. Çünkü, 5 zamanlı bir ölçünün (kuvvetli/zayıf
zamanlar dikkate alınmadığında bile) ne yazık ki 5 değil, tam 15 farklı
bölünmesi vardır: |
||
| (4+1),
(3+2), (3+1+1), (2+3), (2+2+1), (2+1+2), (2+1+1+1),
(1+4), (1+3+1), (1+2+2), (1+2+1+1), (1+1+3), (1+1+2+1), (1+1+1+2)
ve (1+1+1+1+1). |
||
| Üstelik,
çeşitli eserler içinde yalnızca, sözkonusu kitaplarda sayılan ve yukarda
koyu yazılmış bölünmelere değil, onun dışındaki 11 türün yüzlercesine
rastlanacağına da kuşku yoktur. |
||
| Vereceğimiz birkaç sayı, sanırız bu yaklaşımın ne denli
dipsiz bir kuyu olduğunu göstermeye yeter: 4 zamanlı bir ölçü bile 7
farklı biçimde bölünebilir. 9 zamanlı bir ölçüde bu bölünmeler 255’e
fırlamaktadır. ‘Küçük usullerin sınırı’ diye defalarca tekrarlanan 15
zamanlı bir usul için ise bu sayı tamı tamına 32 767’dir[4]. |
||
| Daha fazla konuşmaya gerek yoktur, ama konuya bu kadar girmişken insan şunu söylemeden de edemiyor: Madem tüm usulleri ‘Basit’ Nîmsofyan ve Semâî cinsinden ifade etmek istiyordunuz, oldu olacak bu işi, Semâîyi (1 + 1 + 1)’e ek olarak, (1 + 2) ve (2 + 1) şeklinde bölerek yapsaydınız ya... Ne güzel, ‘Bileşik’ Türkaksağından yararlanmaya gerek kalmazdı! | ||
| Parçalamak Neden Yanlış | ||
| Sofyan
ve daha büyük zamanlı usulleri, Nîmsofyan – Semâî ve kendinden
küçük zamanlı öteki usullerin bileşimi gibi ele almanın yanlışlığı,
bizce Darbeyn, Zencîr
ve Çâr usulleri düşünülünce açıkça ortaya çıkar: |
||
| Bilindiği gibi bu gruptan usuller ötekilerden farklı
olarak bizzat tanımları gereği bazı usullerin iki, dört ya da karışık
biçimde ard arda vurulmasıyla oluşurlar. |
||
| Yazının
girişinde yalnızca bir - iki örneğini verdiğimiz, fakat sözü geçen kitaplarda
onlarcası ileri sürülen yapay parçalamalarla, bu gruptan usuller arasındaki
fark açıktır. Birinde “Her doğal sayı 1 ve / veya 2 (dolayısıyle 3)
sayılarının toplamı biçiminde ifade edilebilir” şeklindeki basit matematik
teorem büyük bir buluşmuş gibi birtakım usullere uygulanarak, yalnızca
sayısal (zaman adedi) olarak doğru, fakat bölünme şekli, vuruşların
adları, yani kuvvetli – zayıf oluşları açısından ise büyük çoğunlukla
yanlış birtakım zoraki bölümlemeler sözkonusudur. Bazı büyük usullerimizin
kimi –uzunca– kısımlarında (hem zaman, hem bölünme ve hem de vuruş adı,
yani kuvvetlilik – zayıflık olarak), kendinden küçük bir veya birkaç
usule rastlamak gerçekten mümkündür. Örneğin Darbıfetih usulü
için birkaç farklı araştırmacı aynı yargıya varmışlardır[iii] (Tura, sayfa 98). Varılan sonuç, bu usulün bir usul
zinciri olma olasılığının yüksekliğidir. Buna benzer birkaç özel durumu
(eğer bölünme, vuruş şiddeti vb. farklar varsa bunları vurgulayarak)
yazmak, öğretim açısından yarar getirir. Fakat, henüz Sofyanı,
Türkaksağını ... anlatırken, üstelik yalan yanlış bazı benzerlikler
saptamak, bir su molekülünde hidrojen ya da oksijen atomuna rastlamak
gibidir. Yani kimliğini yitirmiş, bulunduğu ortama asimile olmuş, gizlenmiş
vb. bir halde... Bunları aramak, bulmak, ifade etmek teori açısından
da, eğitim açısından hiçbir yarar getirmez; “... hepsi başlıbaşına
birer özellik taşıyan usullerimizi bu açıdan görmeğe imkân yoktur. Esasen
her usul yukarıda izah ettiğimiz beş çeşit darptan meydana geldiğine
göre, büyük usulleri basit şekillere sokmağa çalışmak çok karışık ve
külfetli bir işe boş yere girişmekten başka bir şey değildir"[iv] (Töre
– Karadeniz, sayfa 44). |
||
| Türk
musikisinde bileşik usul aranacaksa bunun adresi tektir ve bellidir:
Darbeyn – Zencîr ve Çâr usulleri! Hem teori hem
öğrenim açısından neyin doğru olduğuna ilişkin ipucu ise yukardaki son
alıntıda verilmiştir. İşin özü burada yatmaktadır. |
||
| Töre – Karadeniz’de, yukarda sözü geçen beş çeşit darp
özetle şöyle tanımlanmıştır (sayfa 32 – 33): |
||
| 1.
Düm:
Sağ elle vurulur. 1, 2, 3, 4 ve 5 zamanlı olur. Genellikle kuvvetlidir. |
||
| 2.
Tek:
Sol elle vurulur. 1, 2, 3, 4 ve 5 zamanlı olur. Çoğunlukla kuvvetlidir. |
||
| 3.
Tekâ:
‘Te’ kısmı sol, ‘Kâ’ kısmı sağ elle vurulur. 2, 3, 4 ve 5 zamanlı olur.
Hemen her zaman orta kuvvetlidir. Çift zamanlı ise yarısı sağ yarısı
sol elle, 3 zamanlı ise 1 + 2, 5 zamanlı ise 2 + 3 nadiren de 3 + 2
şeklinde bölünür. |
||
| 4.
Teke:
Yarısı sağ, yarısı sol elle vurulur. Daima 2 zamanlıdır. En hafif darptır. |
||
| 5.
Tâhek:
‘Ta’ kısmında iki el birden yukarıya kaldırılır, ‘Hek’ kısmında iki
el birden dizler üzerine vurulur. 2 ve 4 zamanlı olur. Hafif darplardır. |
||
| Yüzeysel bakılınca, öteki kaynaklarda da aynı şeylerin anlatıldığı sanılabilir. Ancak, şeytan zaten hep ayrıntıda gizlidir: | ||
| ‘Düm’,
‘Tek’ ve ‘Tâhek’ler için sözü geçen kaynaklarda da gerçekten aynı tanımlar
yapılmaktadır. Fakat hem Özkan (sayfa 562) hem Çakar’da (sayfa 20 –
21) ek olarak bir de ‘Tek-Kâ’ darbından söz edilmektedir (Böyle olmakla
birlikte, Özkan’ın anlattığı hiçbir usulün normal vuruluşunda bu darba
rastlamak mümkün değildir). Yine her iki yazar ‘Teke’ darbını ‘Te’ ve
‘Ke’ diye iki farklı darp olarak ayırmaktadırlar. Özkan’da yoktur ama
Çakar ‘Tekâ’ darbını da ‘Te’ ve ‘Kâ’ diye ikiye ayırmaktadır (Özkan
bu darbı dikkatsizlikten dolayı kitabına koymamış olsa gerektir. Çünkü
birçok usulü anlatırken bu darbın sözünü etmektedir)... Önemsiz bir
ayrıntı gibi görünen bu farklar hiç de öyle sonuç vermemekte, daha Bismillah
Nîmsofyan usulünün tanımında kendini göstermektedir: |
||
![]() |
||
| (Yazarlar Tekâ darbını iki parçalı tek bir darp gibi
tanımladıkları halde, buradaki, gibi şekil ile gösterirken ayrı olarak
yazdıkları da olmuştur. Fakat örneğin Frenkçin, Fer,
Devrikebîr... usullerini anlatırken tek bir nota ile gösterebilmişlerdir.) |
||
| Yukarda özetlenen beş çeşit darp ışığında, Nîmsofyan,
öteki kaynaklardaki gibi Düm – Tek şeklinde tanımlansa iki tane kuvvetli
darp yanyana gelmiş olacağından, bu ise bir saatin tiktakları gibi bir
düzüm duygusu vermeyeceğinden yanlış olacaktı[v]... |
||
| Bu noktada bir hususa daha dikkat çekmek yerinde olur.
Şekil 6’daki şema, hemen hemen Sofyan usulünün 2/4’lük mertebesi
gibi düşünülebilir. “Nîm” kelimesinin
“Yarım” anlamına geldiğinden hareketle olsa gerek, Nîmsofyan
usulünü Sofyan usulünün yarısı gibi yorumlayıp darpları tam ortadan
ikiye bölmek yerine böyle bir bölümleme daha makul gözükmektedir. Yani
dört tane elmayı ikiye bölmek gerektiğinde elmaları 2 + 2 şeklinde ayırmak
yerine her bir elmayı ortasından ikiye bölüp birinci yarıları ilk grup,
ikinci yarıları ikinci grup olarak ayırmak daha adil bir bölünme ortaya
çıkarır. |
||
|
İşte ayrıntının önemi: Bir yanda önce
“Türk musikisindeki usullerde şu şu darplar kullanılır” deyip
sonra listede bulunmayan bir darbın adını usulleri anlatırken geçirmek,
ya da tersine, adı geçen bir darbı hiçbir usulün tanımında kullanmamak...
Buna karşılık, birtakım büyük usullerin içinde mercekle daha küçük usulleri
aramak. Öte yanda ise darpların özenli bir tasnifi ve buna uygun usul
tanımları... Böyle olunca, örneğin Aksaksemâî usulü için “İki
Türkaksağından yapılmıştır” (Özkan, sayfa 612) gibi yanlış ve
saçma bir ‘açıklama’ya hiç gerek kalmaz. Şöyle yazarsınız olur biter: |
||
![]() |
||
| (Töre – Karadeniz, sayfa 39) Çünkü ‘Düm’ ne demek,
‘Tek’ ne demek, ‘Tekâ’ ne demek, ‘Teke’ ne demek, ‘Tâhek’ ne demek,
topu topu beş çeşit darbı net biçimde tanımlamışsınızdır. Üstelik,
yukarda yazdığı gibi, bu darplar 5 zamanlıya kadar değerler alabildikleri
için, büyük usullerin bile bu sözlerle ifadesi çok uzun olmaz. |
||
| Özetle, Türk musikisi nazariyatı açısından üzerinde çalışılması gereken konular yalnızca ses sistemi, makam tanımları değildir. “Usullerimizi meydana getiren unsurları sistematik bir tasnife tutarak, ... incelemekte yarar görüyoruz.” (Tura, sayfa 102). | ||
|
|
||
| [1] Bu yazıda, iki ya da daha çok kelimeden oluşan usul adları, ayrı bir kimlik kazanmış oldukları için, birleşik olarak yazılmıştır ve tıpkı makam adları için gördüğü genel kabul gibi, bizce doğrusu da budur. | ||
| [2] Sözünü ettiğimiz kitaplarda, usul şemaları çizilirken, sağ elle vurulması gereken ve üst çizgiye yazılan notaların kuyruğu yukarıya; sol elle vurulması gereken ve alt çizgiye yazılan notaların kuyruğu ise aşağıya doğru çizilmektedir. Bizce bu da, hem çok yer kapladığı hem de porteye çizilen normal notaların kuyruk yönü belirlenirken uyulan kurala ters olduğu için yanlıştır. Hatta, Batı müziği notalarında vurmalı çalgılar için kullanılan gösterim daha da kullanışlıdır: | ||
![]() |
||
| [3]
Örneğin Muhayyer Şarkı, İltimas Etmeye Yâre Varınız, Hacı Arif Bey;
Tahir Manisa Türküsü, Bugün Ayın Ondördü vb. |
||
| [4] Genel olarak, n zaman, m bölünme sayısını göstermek üzere | ||
| m = 2 n-1 – 1’dir. |
||
| [5] Töre – Karadeniz, sayfa 36. Nîmsofyana Yürüksofyan ve Teksofyan da denildiği belirtilmektedir. | ||
|
|
||
| [i]
Türk Musikisi Nazariyatı
ve Usuller – Kudüm Velveleleri, 3.
Baskı, Ötüken Yayını, İstanbul 1990 |
||
| [ii] Türk Musikîsinde Usûl, Milli Eğitim Bakanlığı
Yayını, İstanbul 1996 |
||
| [iii]
Türk Mûsıkîsinin Mes´eleleri,
Yalçın Tura, Pan Yayını, İstanbul 1988 |
||
| [iv] Türk Musikisi Nazariyat ve Esasları, Abdülkadir
Töre – Ekrem Karadeniz, T. İş Bankası Yayını, İstanbul 1970 |
||
| [v] Kemal İlerici, Bestecilik Bakımından Türk Müziği
ve Armonisi (MEB Yayını, İstanbul 1970) adlı eserinde daha da ileri
giderek, Nîmsofyanı (2+2)/8’lik gibi düşünmek gerektiğini söylemektedir.
Yani ne revaçtaki gibi 2 vuruşlu, ne Töre – Karadeniz’deki gibi 3 vuruşlu
bölünme... Onun söylediği, Şekil 3’teki bölünme şemasına uymaktadır.
Elbette kuvvetli – zayıf vuruşlar o şekildeki gibi değildir. O, “Türk
düşünce düzeni, sonucu gösteren işi en sona bırakmakta ve onu böylece
önemlendirmektedir” diyerek, hemen her usulün tanımında ilk darpların
hafif, son darpların kuvvetli olması gerektiğini söylemektedir. |
||
|
Yukaridaki
yazının ilk yayınlanışı: "Musiki Mecmuası
,
Sayı 466, Ekim 1999"
|
||